Text Widget

Hello there, this is a custom widget area, you can add anything here or in mollis est fringilla non. Vestibulum et felis lacus. Curabitur sed.

Our Pages

Blog Categories

Arama

Kendi dürbününden kırk yılını anlatan Ayşe Kulin

Çok özel bir yazar Ayşe Kulin’le içten bir söyleşi... Bu röportajda hem 'Hayat' hem de 'Hüzün' var.

Ayşe Kulin son iki kitabı ‘Hayat ve Hüzün’de bu kez kendi hikâyesini kaleme almış. Bu iki kitap onu hüzünlendiren, sevindiren ve iz bırakan anıları içeriyor. İnanın  başlayınca elinizden  bırakamayacağınız iki kitap... Ben kendime göre sanki devamını da okumayı arzu ederim ancak kendisine bu soruyu  sorduğumuzda “ Ben kendimden bıktığıma göre, okur hayli hayli bıkmıştır” diye cevap verdi. Ancak sanırım Ayşe Kulin hayranları için ondan ve kitaplarından bıkmak söz konusu dahi olamaz.

None Oldukça köklü bir ailenin mensubu Ayşe Kulin. Baba tarafından Boşnak kökenli Kulin Ban’ın ailesi ile kan bağı var; anne tarafından ise dedesi Osmanlı Hanedanı’nın son maliye nazırı. Ayşe Kulin , anne ve babasının tek evladı, güzel, genç yaratıcı… O zamanın en gözde okulu Amerikan Kız Koleji’nde okumuş, el bebek gül bebek yetişmiş ancak ayakları hep yere basmış. Kitabın yeni çıktığı bugünlerde  tüm  yoğunluğuna rağmen  womenist sorularını yanıtlayacak kadar da mütevazı... Kitabını ve hayatını bir kez daha onun ağzından dinleyelim...

Özellikle kendi hayatınızı anlattığınız son kitaplarınız Hayat ve Hüzün’de ailenizdeki kadın ağırlığı çok net gözüküyor, damatlarda da genellikle iç güveysi durumu var. Teyzeniz o kadar güçlü bir kadın ki, o zamanlarda Ermeni biri ile hayatını birleştirecek kadar yürekli.  Bu kadar güçlü kadın modelleri ile yaşamak sizce hayatınızı nasıl etkiledi? Romanlarınızdaki kadınlar da hep kendi ayakları üzerinde duran kadınlar;  bu tür karakterleri seçmenizde bunun etkisi var mı sizce?
Hiç böyle düşünmedim. Ermeni eniştemle evlenen teyzemin dışında ailemin bütün kadınları kocasız var olamayacak türden kadınlardı bence. Hepsi evlilikten yana, boşanmaya karşı, eğitimli ama muhafazakâr addedebileceğim yapıda kişilerdi. Hiçbirini iki ya da dört çocukla, kocasını terk etmiş giderken hayal edemiyorum. Hayatını kaleme aldığım kadınların güçlü olmaları bence tamamen bir tesadüf. Benim hayata karşı duruşum ise, kendi iç dünyamın niteliğinden ve kendime özgü değerlerimden kaynaklanıyor, ailemin kadınlarının duruşuyla bir ilgisi yok.

None Siz romanlarınızda, kitaplarınızda bir yerde tarihi de irdeliyorsunuz. En son ‘Hayat’ ve ‘Hüzün’ adlı kitaplarınızda da Cumhuriyet sonrası Demokrat Parti dönemi ve olaylarına değiniyorsunuz. Tarihe karşı özel bir ilginiz var mı?
Ben Ankara’da büyüdüm. Ankara’da bürokrat çocuğu olarak büyüyenlere siyaset mikrobu bulaşır. Hayat boyu siyasetten uzak kalamazlar. Siyasete uzak duranın bile ilgi alanında, tıpkı bende olduğu gibi, siyaset ve memleket meseleleri vardır. Ülkemin siyasi ve toplumsal gidişatına illa da burnumu sokmak, benim kişisel deformasyonum.

Her baba- kız arasında özel bir bağ vardır ancak sizin sanki çok daha derin bir sevgi bağınız varmış.  Babama adlı kitabınızdan bahseder misiniz?
Bu bir şiir kitabıdır. Dört bölümden oluşuyor. İlk bölümünü babam seksen yaşına girerken ona armağan olarak yazdım. Bir hattata yazdırıp çerçeveleterek, doğum gününde ona hediye ettim. İkinci bölüm, hastalığı süresince yazıldı. Üçüncü bölüm ki bir kısmı ‘Hüzün’de var, ölümünün ertesinde kaleme alındı. Yıllar sonra, artık benim de nazımın geçtiği bir yayıncım varken, bu şiirleri bir kitap haline getirip babalar gününde yayınlatmak istedim. Yayıncı Babalar Günü için, haklı olarak şiirleri hüzünlü buldu. Ben de kaleme sarılıp bütün babalara hitap ettiğim dördüncü bölümü yazdım. Remzi Kitabevi Babalar Günü’ne kitabı yetiştirdi. Sonra Everest Yayınları tarafından yeniden basıldı.

None İlk kitabınız 1984 yılında  ‘Güneşe Dön Yüzünü’  adlı öykü kitabı. Ancak kitlelere daha çok adınızı ‘Adı Aylin’ adlı eserle duyurdunuz. Gazete dizisi olarak başlayan bu eser sonunda kitaba dönüştü. Sanırım basım aşamasında ciddi sıkıntılar yaşamışsınız. Aylin’in vefatı bu eseri yazarken sizi nasıl etkiledi? O hayattayken başlayan bir çalışma maalesef onun vefatından sonra bitebildi. Bunu biraz anlatabilir misiniz? O cinayet çözülebildi mi?
Aylin ölmeseydi, hayatı aylık bir derginin üç beş sayfasını işgal edecekti, o kadar. Keşke yaşasaydı da, okurlarım onu hiç tanımasalardı. Ama çok genç sayılacak bir yaşta vefat edince, bana da onun romanını yazmak düştü. Onu yayınlamayı göze alan ve benim bu ülkede yazar olarak tanınmamı sağlayan Remzi Kitabevi’ne bu yüzden gönül borcum var daima. Kitabı Aylin’in ölümünden sonra yazarken tüm akrabaları (ki onun teyzesinin kızı benim amcamın kızı oluyordu) çoğu zaten müşterek dostumuz olan arkadaşları, kocaları, meslektaşları, hastaları, sevgilileri ile konuştum. Onların anlattıkları üzerinden yazdım kitabı. Ölümündeki esrar çözülmedi. Belki de ölümü bir cinayet değil, kaderin oyunuydu. Ölümün nasıl gerçekleştiğinin tek şahidi köpekçik de, yaşlılıktan öldü nitekim. Eğer bu bir cinayetse, cinayete tanıklık eden hiçbir canlı kalmadı bu dünyanın yüzünde.

‘Köprü, Gece Sesleri, Füreyya’ dışında tüm romanlarınızda aşk var. Hayatta her şeyde aşk var. Siz aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?
Vallahi son aşık oluşumun üzerinden yirmi beş yıl geçmiş, hatırlamıyorum nasıl bir şeydi. Herhalde iyi bir şeydi ki herkes aşık olup duruyor.

None İlk eşinizden Mete ve Ali adında, ikinci eşinizden de Kerim ve Selim adlı dört oğlunuz var. Kitabınızda onların hiç birbirini üvey kardeş gibi görmediğini ve gerçekten birbirlerine çok bağlı olduğunu anlatıyorsunuz.Bunu nasıl başarabildiniz. ?
Bunu başarmanın bir reçetesi yok. Çocuklara sevgi verirseniz sevgi alırsınız. Şiddet ve baskı uygularsanız, sevgisiz kalırsınız. Ben sevgiyi hiç eksik etmedim evimden. Çocuklarımı kendim de ayırmadım, kimseye de ayırtmadım. Her biri, kalbimde eşit yer kapladığını bildi. Her biri diğerinin biricik kardeşi olduğunu da bildi. Onlara sevgi ve ilgi veremeyecek insanları hayatıma sokmadım. Diyeceksiniz ki, birinci kocadan ne haber? O bir hataydı.                                                                                                                     Akıllı insan, hatasını tekrar etmez.

Kitaplarda korsan baskıya karşı ‘Veda’  adlı kitabınızı mavi mürekkeple bastınız. Bu konuda başarılı olabildiniz mi?
Ne gezer! Korsanın önüne geçilmesi için, devletin korsanın bir suç olduğuna inanması, verginin kaçtığını, kul hakkının yendiğini, emeğin karşılığının alınmadığını, bir kitaba hakkı geçen en az yirmi kişinin bu yüzden ekmek parasının çalındığını görmesi, bundan rahatsız olması gerekiyor.  Cezaların caydırıcı olması, adaletin gecikmeden tecelli etmesi de şart. Halkın korsan almanın yanlışlığına vakıf olması lazım.  Ahlakın giderek dibe vurmakta olduğu bir toplumda kimse korsandan rahatsız değil, ne yazık ki!

None Birçok sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorsunuz. ‘Kardelenler’ ve ‘Türkan’ adlı eserler Çağdaş Eğitim Vakfı’na; ‘Sit Nene’nin Masalları’  ile Unicef’e destek verdiniz. Yakın zamanda bu tür yeni bir projeniz var mı?
Türkan’ın tiyatrosunun gişe gelirinden bana ayrılan hak edişleri de ÇYDD’ne bağışladım. Türkan kitabını 70 adet resimle ve kuşe kâğıda büyük boy bastırarak açık artırmada sattık. 650 kız çocuğuna daha eğitim geliri sağladık. Birkaç gün önce de,  Unicef yepyeni bir proje ile ortaya çıktı. İstanbul’un sokaklarını yıldızlarla kaplayacak, sonra bu yıldızları açık artırmada satacaklar, geliri Unicef’in çocuklarına kalacak. Bu kampanyada’ Unicef İyi Niyet Elçisi’ olarak yer aldım. Bakalım başarılı bir kampanya yapabilecek miyiz?

‘Geniş Zamanlar, Gece Sesleri, Türkan’ adlı eserleriniz dizi oldu. ‘Köprü’ ve ‘Güneşe Dön Yüzünü’ de film. Bu çalışmalardan tatmin oldunuz mu?
Maksat benim tatmin olmam değil, seyircinin bu diziler sayesinde kitap okumaya başlamaları. Hayatında elini kitaba sürmemiş pek çok kişi, bu ve diğer kitaplardan uyarlanan dizilerle kitap okur oldu ki, bu beni memnun ediyor.

Tuana Zeynep Bilgin