Text Widget

Hello there, this is a custom widget area, you can add anything here or in mollis est fringilla non. Vestibulum et felis lacus. Curabitur sed.

Our Pages

Blog Categories

Türkiye’de Haute Couture’ün duayeni Yıldırım Mayruk!

Türkiye’de Haute Couture dendiğinde ilk akla gelen isim hiç tartışmasız Yıldırım Mayruk’tur. Seneler boyu tasarladığı kıyafetleri, kişiliği ve vizyonu ile Türk modasına hep öncülük etmiştir.

None 1987 yılında daha Gelişim yayınlarında bir çömez iken Kadınca Dergisi için ilk röportajımı yaptığım Yıldırım Mayruk’u daha sonra yakından tanıma fırsatı buldum. Onun ne kadar kibar, sıcak ve iyi kalpli ve özel biri olduğunu yakından öğrenme şansına sahip oldum. Geçen gün bizi ağırladığı Gümüşsuyu’ndaki atölyesinde yaptığımız keyifli söyleşi sırasında moda dünyasına girmesini, moda ile ilgili görüşlerini bizimle paylaştı.

Kendini bildi bileli dikiş dikilen bir evde büyüyen Mayruk, eline iğne iplik alıp dikiş dikmeye ortaokulda o zaman ünlü bir terzi olan ablasına yardım etmek amacıyla başlamış. Her ne kadar dikiş dikmese de her zaman bu işe olan ilgisi herkes tarafından anlaşılıyormuş.  Asker olan babası ve onun memuriyet yapmasını isteyen annesi dışında herkes onun bu işle ilgilenmesi gerektiği konusunda neredeyse hemfikirmiş. Bu arada kendi başına şapka yapmaya merak saran Mayruk, bundan sonraki hikayesini şöyle anlatıyor.

None Nereden şapka yapmaya merak sardınız?
Evde aslında şapka yapan ya da bu işi bana öğreten biri yoktu. Ben bu işe kendiliğimden başladım. Ne ablam şapka yapıyordu ne de şapka yapan birini görmüştüm. Şapka konusunda pek bilgim olmadığı gibi malzemem de yoktu. Şapkaya kol tahtasında ütü ile şekil veriyor sonra da üstüne çiçekler ya da kızdırılmış yün şişleri ile şekiller veriyordum. Böylelikle ufak bir şapkacı oldum. Bursa’da bir sinemanın içinde küçük bir vitrinim vardı ve ben sadece şapka ile ilgileniyordum.

Nasıl İstanbul’a geldiniz ve şapkadan kıyafete yöneldiniz?
Ablam Bursa’da tanınmış iyi bir terzi idi. Askerlik sonrası annem bana bir memuriyet arıyordu ancak ben masa başında oturacak biri değildim. Benim aklım fikrim sanattaydı. “Perde ipi çek.” deseler tiyatrocu bile olurdum, saz çalmak isterdim yani hep sanata, sanatsal şeylere ilgim fazla idi. En kolayı ablamın atölyesinde moda ile uğraşmaktı. Ben de böyle ufak ufak onun yanında işe başladım, bir müddet sonra bu konuda bayağı söz sahibi olmuştum. Arada bir İstanbul’a gelip aile apartmanımızın kirasını tahsil ederdim. Böyle bir seferde Beyoğlu’nda bir aile dostumuzun dükkânına uğradım. O da bana bulunduğu apartmanda “Müsait bir daire var ilgilenir misin?” dedi. O gün gezdim ve daireyi tuttum. 1960’lı  yıllarda ilk atölyemi böylelikle Beyoğlu’nda açmış oldum.

None Bursa’dan gelen genç biri olarak İstanbul’da zorlandınız mı?
1 Eylül günü evin kontratını yapmaya giderken İstiklal Caddesi’nde üstüme kuş pisledi. “Tamam.” dedim kendi kendime burası bana uğurlu gelecek. Eşyalarımın taşındığı gece kapıcı bana bir paket uzattı. “Sana dikiş bıraktılar.” dedi. Bana kahverengi bir tayyör kumaşı bırakılmıştı. Orada seneler içinde 2 daire daha tutarak müşterilerime 3 daireden servis verdim. Ancak İstanbul’da ilk çıkışım bir defile ile oldu. İstanbul’un tüm büyük terzilerinin katıldığı bir defileye katıldım. “Bana 10 elbise dik.” dediler. Ben de yaz koleksiyonu için organzelerden, şantuklardan oluşan uçuş uçuş bir koleksiyon hazırladım.

İstanbul’da bu defileden sonra mı adınızı duyurdunuz?
Bana bu defile sonrası “Seni Mualla Özbek çağırıyor.” dediler. O devrin en büyüğü bu işin piri Mualla Hanım. Ben ilk kez tanışıyorum. Bana o gün benden sonra “Bayrağı sen taşıyacaksın.” dedi ve podyuma benimle, ayakkabıcı Hayko ve Kuaför Demir ile birlikte çıktı. Ertesi gün atölyem resmen akına uğradı. Sonra hipodromda ikinci bir defile teklifi geldi, ben biraz ticari düşündüm ve orası için şeffaf bir elbise hazırladım. Yer yerinden oynadı! O elbiseyi manken Deniz Zorlu giymişti sonra da Mine Mutlu satın alıp sahnede giydi. Ama yer yerinden oynadı tabii. Benim ismim de artık iyice bilinir olmuştu böylelikle.

None Beyoğlu’ndaki atölyeden Gümüşsuyu’na gelene dek bir de Nişantaşı’nda atölyeniz oldu galiba?
Ben Beyoğlu’ndaki atölyemde yaklaşık 10 sene kaldım daha sonra yavaş yavaş popülaritesini kaybeden İstiklal Caddesi’nden o zaman daha gözde olan Şişli’ye geldim, sonrada Teşvikiye’deki atölyeme geçtim. Oradaki atölyemde 22 sene çalıştım. Şimdi de artık bu yeni yerimde Gümüşsuyu’ndayım. Sokaktaki insanların bana yaklaşımı o kadar güzel ki... Bu çalıştığım sürece yaşayabileceğim bir keyif, o yüzden de çalışabildiğim kadar çalışmaya niyetliyim. Burada uzun yıllar kalacağım                                                                       diye düşünüyorum.

None İş hayatınızda ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Kadınların kaprisi ile uğraşmak zor mu?
45 yıllık meslek hayatımın ilk 20 yılı çok zordu. Çok ezildim. Ben kimseye ters gitmem, sert çıkmam. Hislerimi belli etmediğimi düşünüyorum, beni çok kez kullandılar, zamanla bu azaldı. Çok şükür o devirler artık bitti. Ben müşterilerimin isteklerini kapris diye almıyorum. Kapris olarak alacak olsam çok mutsuz olurdum. Birisi bana bir şey karşılığı bir iş yaptırıyor, ben de tabii ki onun istediği şekilde yapmalıyım. Ancak tabii bazı uyarılarım olmuyor değil. Mesela 45 yaşın üzerindeki bayanlarda miniyi yakıştırmıyorum, müşterilerime de fikrimi belirtiyorum

None Siz şıklığı nasıl tanımlarsınız?
Şıklık zamana ve zemine göre giyinmektir. Şıklık günün 24 saati geçerli olan bir olgudur. Bundan 40 yıl önce kadınlar sabah, öğle, akşam ayrı ayrı giyinip şık olurlardı. Şimdi tabii biraz da hayatın hızına yetişmek için kadınlar sabah işe giderken giydikleri ile akşam davete gidebiliyorlar. Bazı kadınlar ise şıklığı sadece gece bir yere giderken giyinmek olarak alıyorlar. Ya çok sade ya da çok abartılı giyinen kadınlar ağırlıkta. Makyaj konusu ise başlı başına bir konu. O kadar abartılı makyaj yapıyorlar ki. Artık günümüzde hazır giyim revaçta. İnsan gençken çok ucuz bir kumaştan basit bir kıyafeti bile çok şık taşıyabilir ancak bir yaşın üzerinde ‘Couture’ gerekli. Bence bir de en önemlisi bir kadın, kıyafeti ile yaşından birkaç yaş küçük gözükebilir ancak daha fazla küçük gözükünce komik oluyor.

None Peki, sizin gerçekten beğendiğiniz modacılar kimler?
Her ne kadar Türk dense de Kıbrıslı ve İngiliz olan Hussein Chalayan’ın kıyafetleri oldukça keyifli geliyor. Tabii bir de John Galliano ve Jean Paul Gaultier var.

Defilelerinizin adı “2023’e hikayeler“, bunun anlamı nedir?
Cumhuriyetin 75. yılındaki defilemizde cumhuriyetin 100. yılını hedefleyip “2023’e hikayeler” adını verdik. O seneden beri devam ediyor. Bu sene 20.’sini yaptık.

Tuana Zeynep Bilgin

--video--73-- --/video--