Text Widget

Hello there, this is a custom widget area, you can add anything here or in mollis est fringilla non. Vestibulum et felis lacus. Curabitur sed.

Our Pages

Blog Categories

Arama

Türkiye’de müzeciliğin anlamını değiştiren kadın Oya Eczacıbaşı...

Türkiye’de son senelerde oldukça gelişen ve değişen müzecilik anlayışının gelişmesinde katkısı bulunan kişilerin başında gelen Oya Eczacıbaşı, iki çocuğu ve oldukça yoğun yaşantısına karşın işini severek yapan biri. Altı yıl önce kurduğu İstanbul Modern Müzesi ile Türkiye’de kültür ve müzecilik anlamında bir devrim yaptı.

None Oya Eczacıbaşı denince aklımıza her zaman şık, her zaman bakımlı ve içten gülümseyen bir resim geliyor. Altı yıl içinde kurduğu müzeyi üç milyon kişinin ziyaret ettiği, o günden bu güne 693 sanatçının eserlerinin sergilendiği müzenin Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ile ailesi ve işi ile ilgili keyifli bir söyleşi yaptık.

Orta ve lise eğitimini yurt dışında gördükten sonra üniversite eğitimi için Türkiye’ye dönmüşsün. Küçük yaşta yurt dışında okumak sana neler kazandırdı?
Babam Prof. Turhan Esener davetli profesör olarak Strasbourg Üniversitesi’ne atanmıştı. Bu nedenle Fransa’ya çok küçük yaşta gittim. İlkokul, ortaokul ve liseyi Fransa'da okudum. Strasbourg'da okurken çok az Türk vardı. Örneğin okuldaki tek Türk hatta tek yabancı bendim. Babamın mesleğinden dolayı Fransa serüvenim umduğumdan çok daha uzun sürdü ve bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. O dönemlerde “Türk” denildiği zaman pek tanımıyorlardı. Sonra Türkiye’ye dönünce Boğaziçi Üniversitesi’ne girdim ve işletme eğitimi aldım.

Evliliğinin ilk yıllarından itibaren Eczacıbaşı Holding bünyesinde bir nevi kültür elçisi görevini fahri olarak üstlendin. Sen de zaten bir koleksiyonerdin. Sanat senin için ne ifade ediyor?
Çok küçük yaşlardan beri sanata merakım vardı. Üniversiteden mezun olur olmaz evlendikten sonra 1985-86 yıllarında İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'yla çalışmaya başladım. Kayınpederim Nejat Eczacıbaşı vakfın yönetim kurulu başkanıydı. Özellikle bienallerin oluşmasında görev aldım. Kayınpederim bir modern sanat müzesinin, bienal ile güzel bir denge sağlayacağını düşünüyordu. Ayrıca Bienal, sanatçılarımızın eserlerinin sürekli sergileneceği bir müzenin eksikliğini çok açık biçimde ortaya koymuştu. Müzelere hep çok merakım vardı. Ama müze işletmeciliği bambaşka bir meslekti.  Müze işletmeciliğine ilgi duymaya başladım.

None İki çocuğuna rağmen Londra’da müze işletmeciliği konusunda master yaptın. Her zaman ideallerinin peşinden giden biri misindir? Senin için kariyer ne ifade ediyor?
O yıllarda Batı ülkelerinde, sanatın içine işletmenin girmesi ve işletme eğitimi alanların müzelerde çalışması tartışılıyordu. Müze çalışanları tümüyle sanat tarihi kökenli olmaktan çıkıyor, işletme kökenli çalışanlar da önemli bir işlev üstleniyordu. 1985-1990 yılları arasında müzelerin yönetiminde işletmecilerin mi yoksa sanat tarihçilerin mi daha etkin olması gerektiği tartışması beni çok etkilemişti.  Bunları düşününce ben de bu işin öğrenimini yapmak istedim. Yüksek lisansımı müze işletmeciliği üzerine yapmak istedim ve İngiltere’ye gittim. Müzeye gelir getiren etkinliklerin nasıl işletileceğinden, etik olarak bir müzede neler yapılıp yapılamayacağına kadar pek çok şey öğrendim. Bugün müzelerde, işletme kökeni önem taşıyor.

İstanbul Modern’in gerçekleşme sürecinde yaşan zorluklar, aslında çok sabırsız olmama karşın şevkimi kırmadı. Ülkemizde böyle bir müze olmamasına çok üzülüyordum. Niye Türkiye gibi bir ülkede, bu kadar çok sanatçının ürettiği, bu kadar modern sanat galerisinin olduğu bir ülkede bir modern sanat müzesi kurulamıyordu? Bunu anlamak çok zordu benim için.

İstanbul Modern fikri nasıl doğdu?
İstanbul’da bir modern sanat müzesinin kurulması girişiminin ilk adımı, 1987 yılında yapılan ve bugünkü adıyla Uluslararası İstanbul Bienali’nin öncüsü olan 1.Uluslararası Çağdaş Sanat Sergileri sırasında atıldı. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Kurucusu Dr. Nejat Eczacıbaşı, serginin İstanbul sanat yaşamına getirdiği canlılık ve gördüğü ilgiden esinlenerek, bunu sürekli kılmak amacıyla bir modern sanat müzesinin kurulması girişimine öncülük etti.

Uzun arayışlar ve çalışmalar sonunda Haliç’te bir 19. yüzyıl endüstri yapısı örneği olan Feshane, 1991 yılında çağdaş sanat müzesine dönüştürülmek üzere yeniden düzenlendi. Bu bina, 3. Uluslararası İstanbul Bienali’ne ev sahipliği yaptı. Ancak, bu girişimden yönetimle ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle 1993 yılında vazgeçildi. O günden bu yana, İstanbul’a bir modern sanat müzesi kazandırma düşü, çeşitli projelere yön verdi. Ancak bu iş için uygun bir yer bulunması ve çekirdek koleksiyonun sağlanması konularında karşılaşılan güçlükler nedeniyle girişimler sonuçsuz kaldı.

None İstanbul Modern aynı zamanda bir eğitim yeri. Çok farklı konularda eğitimler var. Anne çocuk, zihinsel ve görme engelli çocuklara programlar da bunlardan bazıları.. Müzede bir sonraki adım ne olmasını istiyorsun?
İstanbul Modern’de, sergilerle eşzamanlı gerçekleştirilen okullara yönelik programlar, hafta sonu çocuk atölyeleri, Pazar günleri ailelerle atölye çalışmaları, lise ve üniversite düzeyi gençlerle sanatçıların buluştuğu gençlik atölyelerinin yanı sıra özel öğrenme gereksinimli çocuklar ile lise düzeyindeki gençlerin birlikte gerçekleştirdikleri atölyeler, kör çocuklara özel olarak tasarlanan eğitim programı, anne ve çocukları müzeyle buluşturan atölye çalışmaları yapılıyor. Yetişkinlere yönelik olarak Atölye Modern gerçekleştiriliyor. Paris’teki Centre Georges Pompidou ile işbirliğiyle 6-16 yaş arası çocuklara Genç İstanbul Modern etkinliğiyle sanat eğitimi veriliyor.

Müzemiz özellikle gençler için bir çekim merkezi haline geldi. İstanbul Modern’e ulaşma imkanı olmayan okullar, belediyeler aracılığıyla müzeye getiriliyor. Gezici sergi aracımız ilçeleri ziyaret ederek sergimiz okullara taşıyor.  Daha geniş kitlelere, çocuk ve gençlere ulaşabilmek en büyük amacımız.

Dice Kayek, Hüseyin Çağlayan gibi farklı sergilere de ilk kez İstanbul Modern ev sahipliği yaptı? Bunu neye bağlıyorsunuz? Sergi konularını seçerken nelere dikkat ediyorsun?
Tasarım, 21. yüzyılın en büyük yaratım alanlarından biri. Hüseyin Çağlayan, sanat ve moda ilişkisine çok özel bir yaklaşım getiren ender tasarımcılardan. Çağlayan, tasarım kültürünün içinde, ifade aracı olarak modayı kullanan ve kavramlarla düşünen bir çağdaş sanatçı. Ürettiği moda koleksiyonları, enstalasyonlar ve filmler, mimari, felsefe, bilim, tarih, antropoloji, biyoloji ve teknolojiden ilham alıyor. Ayrıca çağdaş sanatın sıklıkla üzerinde durduğu teknolojik ilerleme, yer değiştirme, göçmenlik ve kültürel kimlik gibi çeşitli alanlardaki düşüncelerini yansıtıyor. İstanbul Modern olarak, tasarım kültürüyle olan ilişkimizi 2008 yılında gerçekleştirdiğimiz “Tasarım Kentleri" sergisiyle başlattık. 'Hüseyin Çağlayan 1994-2000' ve “İstanbul Contrast”- Dice Kayek sergileriyle sürdürdük. Dünyada bu yaklaşım ve ilişkiyi gösteren pek çok sergi açılıyor. Sergilerin seçimine şef küratörümüz ve danışma kurulumuz karar veriyor.

None Bir yandan da üniversitede müzecilik dersleri veriyordun. Müzecilik konusu sence Türkiye’de yeterince ciddiye alınıyor mu?
Boğaziçi Üniversitesi’nde dört yıl müze işletmeciliği dersleri verdim. İstanbul Modern açıldıktan sonra daha çok müzeye yoğunlaşmak nedeniyle ara verdim. Müze işletmeciliği, çok eksikliğini hissettiğim bir dersti. Şimdilik dondurdum, ama sonra geri dönebilirim, ortamı özlüyorum bazen. Ülkemizde başarılı, Türkiye’nin güncel konularıyla ilgili gençler çok var. Onların konulara bakış açılarından ve düşüncelerinden çok şey öğreniyorum. Müzecilik dersleri, hem sanat tarihi hem işletme kökenli öğrencilerin ilgisini çekiyor. Şu anda üniversitelerde bu ders veriliyor ama daha çoğalmasını isterim.

Tuana Zeynep Bilgin